Deliren Dualar



Deliren Dualar

Vur beni, Duman tütsün, içimdeki bulmacada. İsyan eden sadece sen değilsin. Daha devamı var, yılların yargısının. Devamı var, bıraktığım haritalı umutsuzluğun. İşte ben orada kayboldum. İşte ben orada yandım. Kendimden kaçtığım dipsiz bir konaktı. Dipsizliğin içindeki fısıltıydı. Gün görmüşlerin, et yiyen acıların bir anlatısıydı.

Deli bir dünyanın çıkmaz melankolisinde tek kişilik bir sevişmenin ortasında kalmışım. Ne kendimi bulabiliyorum, ne de tanıyabiliyorum.
Her şey, her şeyin içinde aşk kokuyor. Senden kalanlar, sensizliğin kalıntılarına dönüşmüş. Bir fosil kadar kendime yabancıyım. Bir sokak kadar iç içe ve çıkmazlardayım. Söyle sevgilim, beni nasıl bir yangın kurtaracak. Beni bana verecek olan nasıl bir kazıdır ki, arkeolog olmuş gözlerimin içinde bir çalgı olsun? Benimle kaçacak olan, bir daha beni bana verecek mi? Acaba ben, dünyanın geçitlerinde bir daha keşfe çıkabilecek miyim? Aşkı, aşkın hakkı için kendime teslim edebilecek miyim?

Daha neler geldi, sensizliğin mezarında. Bir avuç toprak için midir, bu hikayeler? Bu sitemler seni bende dolandıracak bir sorgu mudur? Boynu bükük olan sadece ben değilim. Sen de bu yazıların içinde şeffaf ve diri bir şekilde duruyorsun. Bazen bana gülüyor, bazen de ağlıyorsun. Sen hiç şehit dirilttin mi, duygularında? Ya da bir toprağa: “Merhaba” deyip de, aynı zamanda veda ettin mi? Kaçıncı yıldır kovalıyorum bilmiyorum. Bilmediğim bildiklerimden çok daha fazla.

Bir zincir kıyısıydı, yokluk denen bulut.
Odalar dolusu gözyaşının çekmeceli düşleri.
Sana sahip olduğum bir yemindi, bakışlar.
Hani sadece seni gören bendim, bendeki bensizlikte.
En çok vurgun olduğumuz ölümden anla beni.
Çünkü sensiz yaktığım her yaştan kaderdi.





Yaşamalı aynasız yarınları. Kırmak gerek zincirlerdeki kaderi. Onun bir halkasında başıma gelen bir dünyaydı. Beni kendime kırdıran, beni içimdeki müziksizlikte acının vazosu yapan bir gül. Öyle bir gül ki, kokusunda ölüm kadar yaşam buluyorsun. Kokusunda geçmişin izlerine rastlıyorsun. Bilinç altın sana hükmetmekten çıkıyor ve seninle bir oluyor. Aklında hayaller, bilincinde gerçeklerle sevdiğine yol alıyorsun. Bir rüya katmanı içinde fısıltılarla bir kere daha kaderi kendisine dönüştürüyorsun. Onu geri dönüşüm yollarından ayıklayıp da, ruhun gitarına hediye ediyorsun. O, orada onu bir sitem gibi besteleyip de önüne koyuyor. Sen de sonrasında onu dinleyip, yaşamın tadına bakıyorsun.

Bu şiirimiz de ilginizi çekebilir  Tükeniyorum sensizlikten

Bir zehir gibiydi, sensizliğin yaşantısı.
Kırıldım da yokluğu saydım, matematikli kaderimde.
Avuçlarımdan aldım günahları.
Yüreğimin gözlerinden gördüm seni.
Ve bir kere daha gömüldüm, canlı mezarlara.
Çünkü sevendim, deli olduğum dualarda.

Yorma beni düşlenmiş bahçelerin ayrılık çığlıklarında.
Bir kere daha vakitsiz bir akşamın çalgısında,
Karanlığı kucaklayan anneler üstüne sözler.
Bizi ele veren aynı zamanda yaşadıklarımız.
Aynı zamanda da kendimizde yas ilan ettiklerimiz.

Duysan sessizliğinin üstünden geçen geceyi, bir dünya yıkılır yurdumun rüyasına. El verirsen görürsün, kişiliksiz insanları. Onların şarabında ezilen ruhun diyaframı. Seni nefes nefese kovalarken, içimdeki acıya karakter veren de bendim. Bir sorsaydın, içimdeki acıya… Kim bilir, hangi yokluktan asacaktı, seni. Belki de hiç bulunmayacak ve sorgulamayacaktın, içindeki kadını. O ki, senin şölenin, senin emilen bir dünyan. Sana sahip olundukça arzularının çığlığından yükselen bir sevinç. O senin içindeki yaşam ağacın. Varlığının eridiği, şekilden şekle girdiği, içindeki gerilimin artan şiddetinde çocukça sevinçlerinle ağlayıp sarıldığın bir şefkat tanrıçası…

Bu şiirlerde ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler şiirler